Yaşar İlksavaş – Diren Sanat – Kürklü Venüs

Marquis de Sade ve Sacher-Masoch. Aralarında yüz yıllık bir dönem var, bir asır. İkisi de kendi yaşamlarından yola çıkarak yazmış eserlerini. Yazdıkları yasaklanan, ömrünün büyük bölümünü akıl hastanelerinde geçiren Sade, adının “sadizmin babası” olarak geçeceğini hayal bile etmemiştir hiç kuşkusuz. Masoch da öyle. Nereden bilebilirdi yıllar sonra psikiatrist Kraft-Ebing ve Sigmond Freud’un eserlerinde sözünü ettiği cinsellik biçimine “mazohizm” adını vereceklerini ve kendisinin “mazohizmin babası” olarak adlandırılacağını. Yasak edebiyatın kapılarını aralamış olan Sade “Adım insanların belleğinden silindiği an çok mutlanacağım,” derken, insanların kendisini unutmasını dilerken, Masoch’un son sözleri sevgiye açlığını dile getirmektedir: “Beni seviniz”. Ne ki, bu sevgi isteği, sevilme arzusu, bu özlem, bir mazohistte cezalandırılma isteğiyle yer değiştirmektedir. Sadizmde acı verenin hazzı acı çekenin acısı artıkça doruğa ulaşırkan mazohizmde ilişkiler tümüyle kişiseldir ve bir rızaya dayanır, sözleşme yapılacak kadar da ileri gidilebilinmektedir.

Sacher-Masoch birçok kitap ve yüzlerce öykü yazmış olmasına karşın tüm dünyada en çok bilinen eseri Kürklü Venüs’tür. Ta çocukluk yıllarında kendi kukla tiyatrosu için dizeler yazmış, aktörlükle ve tiyatroyla yakından ilgilenmiş olan yazarın sözkonusu eseri roman olarak da teatral bir havaya sahiptir aslında.

David İves’in “Kürklü Venüs”romanını eksene alarak yazdığı aynı adlı oyun, bugüne dek üç önemli oyunu sahneye getirmiş olan Yolcu Tiyatronun dördüncü oyunu.

Sıradan bir yönetmen olan Thomas Novachek “Kürklü Venüs” piyesinin baş kadın kahramanı Vanda Jordan için bir kadın oyuncu aramaktadır. Oyuncu seçmelerine otuzbeş kadın katılmış ama yönetmen bu role hiçbirini uygun görmemiştir. Yorgun ve umutsuz, tam bürosundan çıkmak üzereyken Vanda adında bir kadın girer içeri. Aslında Thomas’ın nefret ettiği her şeye sahiptir bu oyuncu adayı: basittir, avamdır, kuş beyinlidir, sıradandır. Konuşması bile bozuktur. Seçmelere de geç kalmıştır ama direnir, asla geri adım atmaz. Siyah deriler giymiştir, boynunda da bir tasma vardır.Yönetmenden Severin rolünü okuyup kendisine replik vermesini ister. Thomas şansını denemesine izin verir ve onun değişimini şaşkınlıkla izler. Vanda Jordan’ın kişiliğini çok iyi anlamış ve onu kusursuz yorumlamaktadır. Erkekle kadın arasında bir baştan çıkarma oyunu başlar. Deneme uzadıkça Thomas onun etkisi altına girer. Otoriter yönetmen tasma takılmış küçük bir köpeğe dönüşmektedir. Kimdir bu Vanda? Gerçekten var mıdır? Yoksa bir hayal midir? …

Şafak Özen’in güzel bir türkçeyle dilimize kazandırdığı ve dramaturjisini üstlendiği oyunun yönetmeni Ersin Umut Güler. Oyunu bir orkestra şefi gibi yöneten Güler’i bu başarılı rejisinden dolayı kutlamak isterim. Hiçbir şey, en küçük bir ayrıntı bile rastlantıya bırakılmamış. Zaman, mekân, tavırlar, hareketler… hepsi inceden inceye hesaplanmış. Oyun içinde oyun tekniğiyle yazılmış piyesleri yönetmek çok zordur. Bazan geçişler birbirine karışır, oyun anlaşılmaz olur. Ersin Umut Güler bu zorluğun altından başarıyla kalkmış. Oyundaki şimşek efekti, çok önemli yerlerde kullanılan bu efekt, kendi buluşuysa eğer, bunun için de özellikle kutlarım kendisini.

İki kişilik oyunlar bana hep bir ping pong maçını anımsatır. Top bir oyuncudan diğerine gidip gelecek ama asla yere düşmeyecektir. Pervin Bağdat ve Ersin Umut Güler’in oyunculuklarında top hiç yere düşmüyor. Pervin Bağdat’ın sıradan avam bir kadından Vanda’ya dönüşmesini, gerçekle oyun arasında kusursuz gidiş gelişlerini, Vanda’nın erkeksi hakimiyetinin giderek artmasını çok dozunda verişini büyük bir beğeniyle izliyoruz. Ersin Umut Güler’i de öyle. Otoriter bir yönetmenden bir köleye dönüşmesini, gerçekle oyun arasındaki kusursuz geçişlerini aynı beğeniyle izliyoruz. Özellikle son bölümde bıçak sırtı bir oyunculuk sergiliyor. En küçük bir abartısı son anda oyunu da, oyunculuğunu da mahvedebilirdi. Sırf o son sahne için özellikle kutluyorum kendisini. Her iki oyuncu da doğru oyunculuğun en güzel örneğini veriyor sahnede.

Rökamiye koltuğu, fon perdesine yansıyan diaları ve yönetmenin yorumunu güçlendiren ışık düzeniyle Cem Yılmazer çalışmalarında yeni bir başarıya imza atıyor. Bir mazohistin adeta simgesi haline gelmiş siyah deri giysiler, ince topuklu çizmeler, 1870’lerin giysileri, gücü simgeleyen güçlü bir sembol olan kürkü kırmızı bir şalla temsil edişiyle Özlem Kaya’nın kostüm tasarımları da çok başarılı. Tufan Dağtekin’in çalışmaları da öyle.

Aşka başka bir pencereden, Masoch’un gözünden bakan, aşkın özgürce seçilmiş bir köleliğe dönüşmesini gündeme getirip tartışmaya açan Kürklü Venüs metniyle, rejisiyle ve oyuncularının başarısıyla bu tiyatro mevsiminin en başarılı, izlenmesi gereken oyunlarından biri…




Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir